Öğrencilerimizle Oratoryo haline getirerek Kayseride okuduğumuz bir şiir hala daha okurken çok etkilenirim...
TÜRK DESTANI
Bir suyun sesi vardı,bir de rüzgarın
Tarihe tarih denmeden önce
Ol! dendiğinde çamur kıpırdandı
Balçığa gün vurdu.
Işığa çıkmak istedi canlı
Suyu emdi, kuru toprağa kök saldı.
Güneşi emdi, göğe dal saldı.
Balçıkta kalanlar vardı.
Işığı görmek istedi, göz verildi.
Işıktan kaçmak istedi,akıl verildi.
Aklıyla övündüğü gündü tarihin başladığı gün
Aklını yönetenler o gün bir destan yazdılar.
Türeyiş Destanı dediler adına.
Yazıları, kitapları yoktu.
Çocuk belleklerine yazdılar destanı.
Ama isimleri vardı,diline geleni taşa kazımayı öğrendiğinde,
Tarih ismini de yazdık.
Yol tuttuk, iz sürdük, yurtlandık.
Destanın başında Oğuz Kağan dı adımız.
Gün doğumunu sırtlanıp yürüdük.
Atilla koyduk destanımızın adını.
Bumin ve İstemi atalarından
Birlik öğüdü görmüş Bilge ve Kultigin
Birlikmiş, birliğin öğüdü.
BEN TANRIDAN OLMA TÜRK BİLGE HAKAN
Sözlerimi iyice işitin önce siz kardeşlerim , oğullarım, birleşik boyum.
Ve ileride gün doğusuna
Güneyde gün ortasına
Geride gün batımına
Kuzeyde gece ortasına kadar Halkım!...
Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.
Kardeşim Kültigin ile ölesiye yitesiye çalıştım, çabaladım.
Halkı ateş ve su gibi birbirine düşman etmedim.
Çıplak halkı giyimli kıldım.
Fakir halkı zengin kıldım.
Güçlü devleti olandan, güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım.
Türk milletini düşmansız kıldım.
Ey Türk milleti! İşit
Üstteki mavi gök çökmedikçe,
Alttaki yağız yer delinmedikçe,
Senin devletini ve yasalarını kim bozabilir..
Çökmedi mavi gök,
Delinmedi yağız yer,
Güneş yaktı toprağı,
Güneş yaktı suları,
İnsan göğe bakındı,
İnsan yere bakındı,
Tanrı beni unuttu mu?
Tanrı beni unuttu mu?
Bir lokmaya bin ağız açıldı.
Bir yuduma ölüyorlardı.
GÖÇ!Göç .....
Gün beyleri oturdular , danıştılar,
Bir susuz kara aygırlarına,
Bir sütü kesik analarına,
Bir meyve vermez ağaçlarına,
Bir kıraç yere bakındılar.
Su istediler Tanrı'nın suyundan bir yudum su...
Rüzgara tuttular yüzlerini,
Gözlerini göğe diktiler de öyle yürüdüler.
Ala çadırlar azaldı,
Kor ocaklar azaldı,
Kara aygırlar düşüp kaldı,
Kuru bebeler toprak oldu.
Yağmuru bulduklarında uzun bir yoldan gelmişlerdi.
Uzun bir savaşa durdular.
Yağmurun sahibi vardı,paylaşmıyorlardı.
BEN; SATIK BUĞRA HAN;
El aldım atam Bilge Kül Kadirhan'dan
Uzun yoldan yağmura geldim.
Yağmuru düşümde gördüm.
Dudaklarıma serin serin deyiverdi.
Alnımı bir aydınlık okşadı.
Sordum " Kimsin?"
MUHAMMED diyiverdi.
Şahadetlendim.
Yağmuru aldım,paylaştım.
Alp'tim Alperen oldum.
Soyuma el verdim.
Soyuma yasamı verdim.
Rüzgarla koştu atları,Nefesle yetti otları,
Yardım diyene vardılar,
Yetiş diyene yettiler,
Bir denizden bir denize,
Bir nehirden bir nehire,
At sürerek çoğaldılar.
BEN ALPARSLAN HAN;
El aldım Selçuk atamdan,
Uzun yoldan geldim Malazgirt'te durdum.
Bir kılıcım var belimde,
Bir kısrağım var altımda.
Ve dediler ki bir gün
Demir dağı eritip
Anadolu'da yeniden kılıçlanan ateşi söndürmek istemişler.
Kor çeliğe su vermek gerekmiş,
Çünkü kalkanlar çiçekten örülmemiş...
BEN ERTUĞRUL OĞLU OSMAN;
Hele gelin,Domaniç yaylağıma gelin,
Söğüt kışlağıma gelin,
Meğer ki saraylar kurdunuz,
Meğer ki şaraplar içtiniz,
Meğer ki atlaslar giydiniz,
Kan rengi yüzükler taktınız,
Altın kabzalar kuşandınız,
Anadolu çilesinden.
Ki biz ; kayı beyleri Oğuz'un
Toprak donumuzu giyeriz, demire su verir, çalarız çeliği mermer otağınıza;
ÇÜNKÜ BİZ VAR İDİK
ÇÜNKÜ BİZ VARIZ!
Devlet-i ebedi müddet,
Sonsuza kadar adalet,
Sonsuza kadar devlet,
Sonsuza kadar hürriyet,
Sonsuza kadar millet,
Sancağa hilali nakşeden kim?
Denize karadan yürüyen Kim?
Çağ açıp çağ kapatan Kim?
Feth edip İstanbul'u Osmanlı kılan, Türk kılan KİM?
Batıdan doğuya
Doğudan batıya
İlmimizle geldik ilmimizle,
İnancımızla geldik inancımızla,
Kanunumuzla geldik kanunumuzla,
Adımızla geldik adımızla yaşayalım...
Atam Oğuz'un oğulları durup oturmadılar.
Güneşi sırtlayıp batıya yürüdüler,
Serin rüzgarı göğüsleyip kuzeye yürüdüler.
Suyun kokusunu alıp güneye yürüdüler.
Vedalaştıkları yerde sözcüler bıraktılar.
Tarihe tanık bekçiler bıraktılar.
Dört yöne tanıklar bıraktılar.
Gün geldi dört yandan kuşatıldık.
Can evimizden vurmaktı niyetleri.
Asırları hafızamızdan silmekti.
Şah damarında cenge tutuştular Osmanlı'nın.
Tırnaklarımızla yırtıyorduk boğazımıza uzanan pençeleri.
Demir parmakları kırıp,suya gömerken
Tarihe Mustafa Kemal adını yazdık.
Atlılar, atlılar hiç uyumadılar.
Kara kalpaklarını alınlarına düşürdüler.
Yolun sonuna baktılar, gördüler.
Arkadaşlarını yol üstünde bir ağacın yamacına,
Kardaşlarını buz tutmuş siperlerde,
Çocuklarını öfke yutmuş düşman elinde,
Analarını iki eli Allaha'a açılmış bıraktılar.
Babalarıyla zaten cephede helalleşmişlerdi.
Hiç ağlamadılar, hiç uyumadılar.
Bir soğuktan gözleri yaşardı.
Bir de alevli güneşten.
And içmişlerdi.
And İçmişlerdi...
Titrek elleriyle Sevr'e gidip
Kelle kurtarmak için imza atanlara,
Zavallı canı için ata yurdunu,
İngilize, Yunana, Fransıza,İtalyana peşkeş çekenlere,
Utanmadan dönüp gelenlere
Hesap sormaya and içmişlerdi.
Rütbelerini İstanbul'da bıraktılar,
Artık Mustafa Kemal'in ordusuydular.
TÜRK'ün ordusuydular.
Değil mi ki son kurşunu kuşaklarına sokup,
Kurşunu yoksa yabasını sırtlayıp,
Orağını , tırpanını bileyip
Kuvva oldular.
Artık halkın ordusuydular.
Artık Ankara'nın ordusuydular.
Artık TBMM ordusuydular.
Rütbelerini BAŞKOMUTAN'dan aldılar...